kanayan bedenden cerahati bosaltmaktir.
Hani yaralarin olur dizlerinde, bazen dirseginde. once kanar ya durmadan; camurlanmis bacaklarin boyunca kirmizi bir serit halinda ayak bileklerine kadar iner o kan. sonra eve gider, bir guzel temizlersin ya yarani, sortunu kirlettin diye soylenecek olan anneanneden gizlene gizlene. surmezsin hani ne oksijenli su, ne tenturdiyot; alişkinsindir ne de olsa.
seyretmeye başlarsin ya kanin kurumasini agir agir.
o siyah kabugu baglamadan once sari-yesil, sivimsi bir doku olur ya yaranin uzerinde; dokunup irkiltirsen bastan sulanir hani.
ve sonra o guzel, kanirtilasi kabuk cikagelir ya: alttan yaranin kademe kademe iyileşmesini izleyebilirsin, cunku yara iyileştikce kabugun kenarlari tirtiklanabilir kivama gelir.
sonra kabuk tamamen duser ya hani. hani o dusmez de, sen kopartirsin ya o sona kalan parcayi, altinda kucuk pembe bir bolge ve kirmizi bir nokta birakan.
sonra unutursun ya hani ne zaman dusmustun, dizlerindeki o iz ne zamana tekabul ediyordu.
hayal meyal bir fikir vardir kafanda, ama eskimiş bir yaradir işte o en sonunda...
kalbinin yarasi nasil iyileşir peki?
icine kanarken nasil kabuk baglasin? gozlerini ona dikmiş duygusuzca konuşmasini seyrederken sozlerini yuttugunda, nasil akitsin iltihabini? yaran kanina karişip seni savunmasiz birakirken nasil temizlensin o çentik? nasil ciksin o yara vucudundan?
o yuzden ağlamak kanayan bedenden cerahati bosaltmaktir.
hissiyati cimbizla cekilmiş insanlik dişi varliklarin kulaklarinda zırlamak olarak zuhur eden, magdur bir bas egme degil ama; genze kadar gelmis iltihabi yutkunmaktir o.
gozler cukurlarina gomulene kadar yaş dokerek aglamak, ses kuruyana kadar haykirarak aglamak, yorgunluktan uyuyakalana kadar vucudu hirpalayarak aglamak.
yuksek ateşli bir hastaligin sonunda dayak yemiş gibidir ya insan, ama tertemizdir artik vucut... o aglama krizinin akabinde de bitaptir kişi; ama bir zamanlar o yurek centiginin oldugu yerde, pembe bir bolge ve kirmizi bir nokta kalmiştir artik sadece.
ayni yere bir centik daha gelmedikce...
seyretmeye başlarsin ya kanin kurumasini agir agir.
o siyah kabugu baglamadan once sari-yesil, sivimsi bir doku olur ya yaranin uzerinde; dokunup irkiltirsen bastan sulanir hani.
ve sonra o guzel, kanirtilasi kabuk cikagelir ya: alttan yaranin kademe kademe iyileşmesini izleyebilirsin, cunku yara iyileştikce kabugun kenarlari tirtiklanabilir kivama gelir.
sonra kabuk tamamen duser ya hani. hani o dusmez de, sen kopartirsin ya o sona kalan parcayi, altinda kucuk pembe bir bolge ve kirmizi bir nokta birakan.
sonra unutursun ya hani ne zaman dusmustun, dizlerindeki o iz ne zamana tekabul ediyordu.
hayal meyal bir fikir vardir kafanda, ama eskimiş bir yaradir işte o en sonunda...
kalbinin yarasi nasil iyileşir peki?
icine kanarken nasil kabuk baglasin? gozlerini ona dikmiş duygusuzca konuşmasini seyrederken sozlerini yuttugunda, nasil akitsin iltihabini? yaran kanina karişip seni savunmasiz birakirken nasil temizlensin o çentik? nasil ciksin o yara vucudundan?
o yuzden ağlamak kanayan bedenden cerahati bosaltmaktir.
hissiyati cimbizla cekilmiş insanlik dişi varliklarin kulaklarinda zırlamak olarak zuhur eden, magdur bir bas egme degil ama; genze kadar gelmis iltihabi yutkunmaktir o.
gozler cukurlarina gomulene kadar yaş dokerek aglamak, ses kuruyana kadar haykirarak aglamak, yorgunluktan uyuyakalana kadar vucudu hirpalayarak aglamak.
yuksek ateşli bir hastaligin sonunda dayak yemiş gibidir ya insan, ama tertemizdir artik vucut... o aglama krizinin akabinde de bitaptir kişi; ama bir zamanlar o yurek centiginin oldugu yerde, pembe bir bolge ve kirmizi bir nokta kalmiştir artik sadece.
ayni yere bir centik daha gelmedikce...
